8 Mayıs 2019 Çarşamba

Eco'dan Oğluna Mektup: "O Zaman Armağanların Silahlar Olacak"


Oğluma Mektup

Sevgili Stefano,

Noel yaklaşıyor, çok geçmeden kent merkezindeki büyük mağazalar —oğulları için alıyormuş gibi yaparak— çok sevdikleri elektrikli trenleri, kukla tiyatrosunu, yayı ve oklarıyla birlikte hedef tahtasını ve aile pin-pon setlerini kendileri için satın alacakları bu anı sevinçle beklemiş, her yılki ikiyüzlü cömertlik senaryolarım oynayan babalarla dolup taşacak. Ama ben yine de onları gözlemekle yetineceğim, çünkü bu yıl benim sıram henüz gelmedi, sen çok küçüksün daha, Montessori-onaylı bebek oyuncakları da büyük bir zevk vermiyor bana, belki de, imalatçı etiketi bütünüyle yutulamayacağına değin garanti verse de bunları ağzıma sokmaktan hoşlanmadığım için. Hayır, beklemem gerekiyor, iki yıl, üç ya da dört yıl. O zaman, benim sıram da gelecek; anne; egemenliğindeki eğitim aşaması geçecek, tüylü oyuncak ayı yönetimi son bulacak ve kapanacak ve babalık yetkesinin tatlı ve dokunulmaz şiddetiyle senin yurttaş bilincini kalıba dökmeye başlayabileceğim an gelmiş olacak. O zaman, Stefano...

29 Nisan 2019 Pazartesi

Kediler cennete gitmez. Kadınlar Shakespeare’in oyunlarını yazamaz



Kadınların Elizabeth döneminde neden şiir yazmadıklarını soruyorum ancak nasıl bir eğitim aldıklarını bilemiyorum;  yazı yazmak öğretiliyor muydu onlara;  kendilerine ait bir oturma odaları var mıydı;  yirmi bir yaşına  gelmeden  kaç  kadın  çocuk  doğuruyordu;  kısacası  sabahın sekizinden  akşamın  sekizine  kadar  ne  yapıyorlardı.  Görünüşe  bakılırsa  paraları  yoktu;  Profesör Trevelyan’a göre, çocukluktan çıkmadan, on beşinde ya da on altısında, hoşlansalar da hoşlanmasalar da evlendiriliyorlardı. Bunları gördükten sonra, içlerinden birinin ansızın Shakespeare’in oyunlarını yazmasının son derece garip olacağına  karar  verdim ve  artık hayatta  olmayan o  yaşlı  beyefendiyi düşündüm, sanırım piskopostu, geçmişteki, şimdiki ya da gelecekteki hiçbir kadının Shakespeare’in yeteneğine sahip  olamayacağını  söylemişti.  Bu konuda  gazetelere  yazılar  göndermişti.  Bilgi  almak için kendisine başvuran bir  hanıma, bir  tür  ruha sahip olsalar  bile kedilerin cennete gitmediklerini söylemişti. Şu yaşlı beyefendiler insanı fazla düşünmekten nasıl da kurtarıyorlardı! Onlar yaklaşınca cehaletin sınırları nasıl da geriliyordu!
Kediler cennete gitmez. Kadınlar Shakespeare’in oyunlarını yazamaz.

7 Nisan 2019 Pazar

Alıklar, Budalalar, Aptallar, Deliler

Umberto Eco

[Foucault Sarkacı (1989), dünya çapında tasarlanmış hayali bir entrikayı konu alan, entrika ile gerçeğin iç içe geçtiği bir gizem romanıdır. Çok sayıda kavram ve olguya göndermelerde bulunduğu için de araştırarak okumak neredeyse zorunludur ve salt bu yüzden bir hazinedir.
Romanın iki kahramanı Belbo ve Casaubon; tanıştıkları ilk gün aşağıdaki konuşmayı yaparlar. Belbo yaşça daha büyüktür. Bir yayınevinde editörlük yapmaktadır. Konuşmanın izleğini, içeriğini o belirler, düşüncelerini aktarır, Casaubon da eğlenerek peşinden gelir. Roman, Casaubon'ın ağzından anlatılmaktadır. ]

...

[Belbo] "...Dünyada dört çeşit insan vardır: alıklar, budalalar, aptallar, deliler.
[Casaubon] “Herkesi kapsar mı bu?”
“Evet, ikimizi, örneğin. Ya da en azından -sizi incitmek istemem- beni. Ama kim olursa olsun, dikkat ederseniz, bu kategorilerden birine girer. Her birimiz zaman zaman alık, budala, aptal ya da deliyizdir. Diyebiliriz ki, normal insan, bütün bu öğeleri, bu dört ideal tipi ölçülü bir biçimde karıştıran kişidir.”
“ Idealtypen.”
“Bravo, Almanca da biliyor musunuz?”
“Başını gözünü yara yara. İdare edecek kadar. Bibliyografya için.”
“Benim öğrenciliğimde, Almanca bilen mezun olamazdı. Almanca bilerek geçirirdi ömrünü. Sanırım bugün de Çince için aynı şey.”
“Yeterince Almanca bilmiyorum, demek mezun olacağım. Ama biz tiplemelerinize dönelim. Dâhi nedir peki, sözgelimi Einstein?”

28 Mart 2019 Perşembe

Yahudi Değilsiniz Ya?

Elsa Triolet
"Onun tek bir satırı yoktur ki, bir erkek tarafından yazılabilsin." (Jacques Madaule)
Elsa'nın portresi, 1950

.....
Ufukta tek karanlık nokta vardı: Koleje gidecek, yani, annesinden ayrılacaktı. Ama annesinin yüzünü kara çıkarmak istemiyorsa, dayanması lazımdı buna. On yaşındaydı artık, ve okuyup yazmasını biliyordu sadece: Her iki-üç ayda bir öğretmen değiştirerek iyi bir öğrenim görmenin sırrı bulunmamıştı henüz. Bayan Vigaud'nun sağlığı bütün bir kış Paris'i kaldıramayacağından, yatılı girmesi gerekiyordu koleje. Ama tatil denen bir şey vardı dünyada; ve annesi, tatillerde gelip onu götürecekti.
...

III

Şenlikten sonra Büyük Rusya Oteli'ne döndü Michel. Orada kalıyorlardı. Kapıcı selamladı kendisini geçerken, hatta asansörü açmak zahmetine katlandı:

—iyi eğlendin mi bari küçük?

Kapıcı da Fransız’dı.

—Fena sayılmaz, dedi Michel. Paketim aşağıda değil mi? Yarın sabah tenis oynamaya gideceğim.

İşi başından aşkın bir adam tavrıyla girdi asansöre.